EROL EVGİN

 


Erol Evgin, bu yıl 40. sanat yılını kutluyor. Müzikle dopdolu bir 40 yıl geçiren Evgin, müziğin yanında resim, mimarlık ve tiyatro gibi sanatın farklı alanlarıyla da iç içe yaşadı. Yıllar Evgin'in enerjisinden hiçbir şey kaybettirmedi. Evgin, kendisine en sık sorulan, "Gençliğinizi neye borçlusunuz?" sorusuna, "Genç ve sağlıklı görünmenin sırrı insanın ruhuna ve bedenine özen göstermesinde saklıdır" şeklinde yanıt veriyor.
***

Erol Evgin, Türk Pop Müziği'ne kazandırdığı birbirinden güzel sarkıların yanında, mütevazılığı ve beyefendiliğiyle de insanların gönlünde yer etmiş bir sanatçı. Müzik tutkusu Evgin'in içine küçük yaşlarda girmiş. Ailesi onu müzik yolunda desteklemiş, ancak bir meslek edinmesi şartıyla... Evgin ailesini dinlemiş ve mimarlık okumuş. Ama içinde bir yerlerde hep müzik varmış. Caddebostan Gazinosu'ndaki yarışmada "Ses Kralı" seçilmiş. İlk 45'liğini ise 1969'da dinleyiciyle buluşturmuş. Evgin, uzun yıllar çalıştığı Çiğdem Talu ve Melih Kibar ile birlikte, bugün klasikleşen şarkılara imza attı. İşte Öyle Bir Şey, Sevdan Olmasa, Bir De Bana Sor, Evgin'in hala büyük keyifle dinlediğimiz şarkılarından sadece birkaçı.

"Ruhumu ve bedenimi besleyerek genç kaldım."

Evgin, müziğin yanısıra uzun yıllar kendisi gibi mimar olan eşiyle birlikte mimarlık çalışmalarını sürdürdü. Ancak son yaşadığımız ekonomik krizle birlikte mimarlığa nokta koymaya karar verdi. 2001'den itibaren beş yıl boyunca Mahir Güven'den resim dersleri alan Evgin, resimlerini "Miras" isimli sergide bir araya getirdi. Evgin, "Resim yaparken büyülü bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Resim yapmak meditasyon etkisi yaratıyor. Müzik eşliğinde resim yapıyorum ve saatlerin nasıl geçtiğini fark edemiyorum" diyor.

Evgin'in bugün sunuculuğunu yaptığı "Bir Şarkısın Sen" isimli televizyon programında izliyoruz. Evgin programın hem izlenme rekorlarının hem de çok eleştirilmesinin nedenini, "Meyve veren ağaç taşlanır" şeklinde açıklıyor. Evgin en son yayınladığı, "İşte Öyle Bir Şey" ve "Tüm Bir Yaşam" isimli iki albümünde unutulmayan şarkılarına yer verdi. Albümler kapsamında konserlerine devam eden Evgin, yılbaşında yeni şarkılarından oluşan bir single'ı dinleyicilerine sunacak. Evgin'le ofisinde buluştuk ve müzikten resme, mimarlıktan programcılığa kadar pek çok konuyu konuştuk. Bu keyifli söyleşiyi okumanızı tavsiye ediyoruz.

Sizde pek çok sanatçı gibi müziğe küçük yaşlarda ilgi duymaya başlamışsınız. Müzik nasıl bir tutku?
Müzik, doğuştan gelen bir yetenek. Doğuştan taşıdığınız bazı özellikler, güzel sanatlara yatkın olmanızı sağlıyor. Herkes sanata karşı yetenekli olmaz. Bu yetenek, bende vardı. Çok küçük yaşlardan beri şarkı söylüyorum. Okulda müsamerelerde dans eder, şarkı söylerdim. Ailem de beni destekledi. Ama bir şart koştular, "Kolunda bir altın bilezik olsun" dediler. Şarkı söylemeyi bir meslek olarak görmediler. Haksız da değillerdi. Ben de oğluma 10 yıl önce aynı ögüdü vermiştim. Çünkü Türkiye'de hala telif hakları işlemiyor. Sanatçılar belli bir dönemi parlak geçiriyorlar, daha sonra sıkıntı yaşıyorlar. O sıkıntıları yaşamamak için babam bana bir öğütte bulundu. Ben de mimarlık eğitimi aldım. Ama müzik hep aklımdaydı. Kafamda, yalnızca müzikle uğraşma düşüncesi vardı. Ama daha sonra mimarlık da yaptım.

Ailenizde müzisyen yok değil mi?
Evet yok. Ama hafız dedelerim vardı. Babamın sesi güzeldi. Neşeli olduğu zamanlarda şarkı söylerdi. Şarkı söyleyerek bize, her şeyin yolunda olduğu duygusunu hissettirirdi. Çocuklar çok çabuk endişelenir, çabuk sevinir ve çabuk üzülürler. Babam şarkı söylediği zamanlarda her şeyin yolunda olduğuna dair içimizde bir güven duygusu oluşturdu. Şarkılar bize güven verirdi.

Fethi Evyap ile arkadaş değil, kardeşiz

Fethi Evyap'ın arkadaşısınız. Fethi Bey ile nasıl tanıştınız? Yedi yıl Fethi Bey ile birlikte yatılı okulda okuduk. Bu kadar zaman aynı ortamı paylaşmak insanı kardeş gibi yapar. Gerçekten biz Fethi Bey ile arkadaş değil, kardeşiz. O dönemlerde Fikret Bey'in babası şirketin başındaydı. Fikret Evyap ve Fethi Evyap işi devraldılar. Şimdi ise üçüncü nesil yetişti. Dergilerde onlarla yapılan röportajları görüyorum, çok hoşuma gidiyor. Evyap, Türkiye'de çok zor bir işi başardı. Alanlarındaki dünya devleriyle mücadeler ettiler ve başarılı oldular. Evyap, bizim gururumuz.

Mimarlık eğitimi almanızın müziğe katkısı oldu mu? Nasıl?
Evet oldu. Çünkü müzikle, mimarlık birbirine çok yakın sanatlar. Mimarlık eğitiminin temelinde, temel sanat eğitimi yatar. Sanat ve estetiğin kuralları, sanatın sorgulanmasıdır. Mimarlıkta da sorgulama vardır. Neyi, neden yaptığınızı sorgularsınız. O yıllarda mimarlık eğitimindeki sanatı sorgulamadan gelen sistematik anlayışıyla, müzikte doğru şeyler yaptığımı düşünüyorum. Mimarlıkta, objektif fonksiyonlar, yani işlevsellik vardır. Müzikte de aynı kural geçerlidir.

"Armut dibine düştü"

Bu yıl 40. sanat yılınızı kutluyorsunuz. Bir mesleğe 40 yıl vermek, yani bir ömür vermek nasıl bir duygu?
40 yıl çok uzun bir zaman. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bugüne kadar sağlıklı bir yaşamım oldu.Her şey yolunda gitti. İnsan hayatta sevdiği işi yaptığı sürece, ne kadar uzun yıllar çalışırsa çalışsın yorulmaz. Her zaman çalışırken eğlenir ve keyif alırsınız. Ben de çocuklarıma, "Sevdiğiniz işi yapın" diye öğütlüyorum. 1969'da ilk 45'lik plağımı çıkarttım. Onun öncesinde amatör olarak müzikle ilgileniyordum. Türk Pop Müziği'ne 40 yıl hizmet etmeye, güzel şarkılar yapmaya çalıştım. Sevdiğim işi yaptım. Bir ülkenin pop müziği, o ülkenin klasik müziği ya da folklorundan hayat bulmalı diye düşünüyordum. Türk müziğinin insanı derinden etkileyen sözleri vardır. Şarkılarımda o sözleri kullanmaya çalıştım. Kelimelerin ve müziğin doğru kucaklaşmasını, yani müziğin kelimelere saygılı olmasını sağlayarak, şarkı söyledim. Çiğdem Talu ve Melih Kibar'la birlikte çalışıyordum. Onlarla birlikte kent türküleri oluşturduk. Kentin farklı bir dili, farklı bir zamanlaması ve farklı bir sesi vardır. Pop müzik, kentleşmenin müziğidir. Biz kendi pop müziğimizi oluşturan bir zaman diliminde yaşadık. Bu da büyük bir şans. Pop müziğin emekleme döneminde şarkı söylemeye başladım, onunla birlikte geliştim ve büyüdüm.

Şarkılarınız bu anlattıklarınızdan dolayı mı hala dinleniyor?
Evet, bence öyle. Yaptığım şarkılar doğru ve güzel şarkılardı. Doğru fidanlar dikersiniz, sonrasında onlar ulu çınarlar olduğu zaman, onların gölgesinde serin serin oturursunuz.

Oğlunuz da sizin gibi sanatçı. Oğlunuzu müziğe siz mi yönlendirdiniz?
Oğlumu müziğe ben yönlendirmedim. O beni görerek müziğe yönlendi. "Armut dibine düşer" diye bir söz vardır. Bizde de armutlar dibine düştü. Kızım mimar, oğlum ise müzisyen oldu. Ama oğlum aynı zamanda radyo televizyon yayıncılığı üzerine eğitim aldı. Yalnız sahne sanatçısı değil, işin mutfağında da çalışıyor. Bir stüdyosu var, o stüdyoda dizi ve film müzikleri, beste ve düzenlemeler yapıyor. Oğlumdan beste alıyorum. Birlikte konserler veriyoruz.

"25 yıl öncesinin çocukları, bugünün anneleri olarak bizi izlediler"

1980'li yıllarda Hisseli Harikalar Kumpanyası'nda oynadınız. Bize biraz o dönemi anlatır mısınız?
O dönemde konser geleneği yoktu. Alaturka gazinolar vardı. Pop müzik sanatçıları gazinolarda çalışır ve Anadolu turnelerine çıkardı. 40 günde 80 konser verirdik. Turneye otobüsle giderdik. Çok yogun ve ağır bir maratondu. O dönemde Maksim Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. Bir gün Egemen Bostancı gazinoya geldi. Biz müzikalde çalışmak istediğini söyledi. Beni "Yedi Kocalı Hürmüz" oyununu izlemeye davet etti. Bir gün oyunu izlemeye gittim. Oyun çok güzeldi. Oyunu izlemeye aileler gelmişti ve büyük bir coşkuyla oyunu izliyorlardı. Ben o seyirciyi yakalamak istedim ve müzikalde oynamayı kabul ettim. Müzikal çok sevildi, iki yıl boyunca sahnelendi. Müzikali 1 milyona yakın insan izledi. Bu, bugün bile kırılmamış bir rekordur. 25 yıl sonra müzikal tekrar sahnelendi, aynı rolü oynadım.