 |
"Obama'nın farkı dış politikada hissedilir"
Krizi fırsata dönüştürmekten söz ediliyor. Gerçekten böyle bir şey var mı? Türkiye krizi fırsata nasıl dönüştürebilir?
Kriz ortamında kriz yaşamayan Afrika ülkelerine ihracat yapma girişimi gündeme geldi. Bu iyi bir girişim. 7-8 milyar dolarlık bir ihracat potansiyeli olduğu konuşuluyor. Dünya piyasasında büyük şirketler kötü günler geçirirken şirketlerimizin yurtdışında ihracat olanağı yakalaması olumlu bir gelişme. Biz onlardan daha iyiysek, rekabet gücümüz artıyor demektir. Bu gücümüzü kullanmamız gerekiyor.
Krizden nasıl bir ders çıkartmamız gerekiyor?
Herkesin artık finansın oyuncak olmadığını anlaması gerekiyor. Finans, çok büyük olanaklar sağlıyor. Ancak kurallar uygulanmadığı ve hileye izin verildiği zaman büyük felaketlere neden olabiliyor. ABD'de devleti yönetenlerin göz ardı ettiği sorunlar var. Krizle birlikte hiç kimsenin bunları yaparak ayakta kalamayacağı görüldü. 2001'de BDDK ve TMSF'nin aldığı önlemleri o dönemde katı buluyorduk. Ama şimdi "İyi ki o önlemler alınmış" diyoruz. Bu sayede Türkiye'nin bankacılık sisteminde bir sorun yaşanmıyor.
Obama'nın krize olumlu etkisi olabilir mi?
ABD'de hangi yönetim başa gelirse gelsin birinci gündem maddesi kriz. Obama'nın farkının dış politikada hissedilebileceğini düşünüyorum. Bundan sonra daha yumuşak başlı bir ABD olacak. Bunun Türkiye açısından da avantajları olabilir. Ama bu bizim ne yapacağımıza bağlı. Filistin, İsrail sorununda hükümet, güçlü bir pozisyon aldı. Bunun avantaj ve dezavantajları var. İsrail'i küstürmememiz gerekiyor, ama Filistin'e de destek vermemiz, arabulucu olmamız lazım. Arabulucu yaklaşımımızı Obama seviyor. ABD, hızla Irak ve Afganistan'dan çekilmeyi ve İran'la olan sorunları da azaltmayı düşünüyor. Suriye ve Türkiye ile işbirliği yapmak istiyor.
"Babam futboldan vazgeçirmeye çalıştı, ama ben yılmadım."
Hayatınız sporla iç içe geçmiş. Spora ilginiz nasıl başladı?
Çocukluğumdan beri spora ilgim vardı. Yetenekliydim, hem basketbol hem de futbol oynuyordum. Ama babam futboldan nefret ediyordu ve futbol oynamamı istemiyordu. Bu nedenle üniversite sınavında babamın futbol oynamamı engellememesi için Ankara'daki üniversiteleri yazdım. 16 yaşındayken genç milli takım kadrosuna davet edildim. Babam takımın yöneticisine, "Reşit olmayan çocuğa futbol oynatamazsın" dedi ve beni kamptan çıkarttı. Ama ben vazgeçmedim, gizli gizli oynamaya devam ettim. İstanbul Teknik Üniversitesi Yıldız Takımı'nda basketbol, Kasımpaşa futbol takımında da futbol oynadım. Ankara'da okurkende ligdeki Mülkiye basketbol takımındaydım.
Peki spor yazarlığına nasıl başladınız?
1964'te çalışmak için Almanya'ya gittiğimde futbol oynamaya devam ettim. 1970-1978'de ABD'de yaşadığım dönemde profesyonel takımlarda futbol oynadım. ABD'de basketbollada ilgilendim ve teorik basketbol kitapları okudum. Dolayısıyla 38 yaşıma kadar ciddi anlamda spor yaptım. 1981'de Türkiye'ye döndüğümde basketbol maçlarına gitmeye başladım. Ancak yazılanlarla gerçeğin hiç bir ilgisi olmadığını gördüm. O dönemde de, geçmişte aynı takımda oynadığımız arkadaşım Hasan Cemal Cumhuriyet'in genel yayın yönetmeniydi. Onunla konuştuk ve cumhuriyet'te basketbol yazıları yazmaya başladım. 9 yıl boyunca Cumhuriyet'te basketbol yazıları yazdım. O sırada çok sayıda basketbol ve futbol dergileri çıkarttım. 1990'dan sonra sırasıyla Nokta, Sabah, Hürriyet, Yeni Yüzyıl ve son olarak Akşam gazetesinde spor yazıları yazdım. Hobimden para kazanır hale geldim. Bu, çok keyifli bir iş. Bütün olimpiyatlara, Dünya ve Avrupa Futbol Şampiyonaları, Dünya Atletizm Şampiyonalarına katılıyorum. Tek maçlara gitmiyorum, büyük turnuvalara katılmayı tercih ediyorum. Çin'e atletizm şampiyonasına gittiğim zaman Çin ekonomisini inceliyorum. Çünkü hem ekonomi hem spor yazısı yazıyorum.
"Caz müzik albümü ve kitap koleksiyonum var"
Spor dışında hobileriniz var mı?
Caz müziği dinlemeyi seviyorum. ciddi anlamda caz albüm koleksiyonum var. 1970'li yıllardan beri caz albümü biriktiriyorum. Haftada bir gün mutlaka caz dinlemeye gidiyorum. Piyanistler Emin Fındıklıoğlu, Tuna Ötenel, Ayşe Tütüncü, vokal Sibel Köse, Trompetçi İmer Demirer ve Üflemelileri çalan Yahya Dai gibi değerli uluslararası alanda sevdiğim ve izlediğim Türk caz müziği sanatçıları var. Nardis'i yaratan Önder ve Zuhal Focan'ı takip ederim. Bu kişiler nerede konser verirse oraya giderim. Evde ve arabada caz dinlerim. Bir diğer hobimde kitap okumayı çok seviyorum. Çok sayıda kitabım var. Takip ettiğim bazı konular var. O konularla ilgili kitaplar alıyorum. Sosyal güvenlik sistemleri, doktora tezimin konusu olan gelir dağılımı, Avrupa topluluğu ekonomisi, makro politikalar ve spor üzerine çok sayıda kitabım var. Üniversitedeki odam ve evde bir kaç oda dolusu kitabım var.
NTV'de 11 yıldır sunduğunuz Eko Diyolog programını kimler izliyor?
Genel kanının aksine, tipik Eko Diyolog izleyicisi 30 yaşın üzerinde, çoğunluğu kadın ya da aile. Çok eğitimliler ama ekonomi konusunda çok bilgili değiller. Uzun süre İstanbul dışında okullara gittik. Program insanlara yardımcı oluyor. Ama bana da büyük faydası oldu, bütün Türkiye'yi tanıdım. Kendi kendime Van'a, Karaman'a, Yozgat'a gidemezdim. Program için gittiğimde Vali, Belediye Başkanı, Ticaret ve Sanayi Odası mensup ve yöneticileri, fabrika sahipleriyle iletişim kuruyorum. Örneğin, Karaman vilayet oldu. Ama bugüne kadar istatistiklerine hiç bakmadım aslında çoktan bakmam gerekirdi. Çünkü Karaman işsizlik oranının sıfır olduğu bir şehir. Türkiye'deki bütün bisküvi fabrikaları buğday ve su olduğu için Karaman'a yerleşmiş. Bisküvi fabrikaları olunca işçiler orada çalışıyor. Gittiğim şehirlerde Türkiye'nin sorunlarını net olarak görme şansım oldu. Örneğin, Urfa'da Atatürk Barajı yaptık ama suyu kullanmıyoruz, su akıp gidiyor. Suyu kullanmayı bilmezsek suyun da bir faydası yok. Öncelikle insanların eğitilmesi gerekiyor.

|