 |
UĞUR DÜNDAR
 |
|
Uğur Dündar, yıllardır hazırlayıp sunduğu, ilkeli ve seviyeli haber programlarıyla, insanların hayranlığını ve güvenini kazanmış usta bir gazeteci. Dündar, gazetecilikte güveni şöyle açıklıyor: "Habercilik kulvarında yüzünüzdeki çizgiler arttıkça, saçlarınızdaki kırlar çoğaldıkça, sermayeniz de artıyor. Bunlar sizin insanlara doğruları anlatırken, yüzünüze yerleşen size özgü çizgiler oluyor. Bu da, güven anlamına geliyor."
***
|
 |
"İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar" diye başlayan, Müjdat Gezen'in "İlke" isimli şiirini duymuşsunuzdur... Ancak Gezen'in bu şiiri Uğur Dündar'dan esinlenerek yazdığını birçoğumuz bilmeyiz. Gerçekten de, tam 40 yıldır "dürüst ve ilkeli gazetecilik" deyince akla ilk gelen isim Uğur Dündar'dır. Çünkü Dündar, "İlkelerim izin vermediği için bana teklif edilen paraları reddettim. Ama dimdik ayakta durdum. Benim için para, beni ve ailemi namerde muhtaç etmeyeceği kadarıyla önemlidir. Onun da anamızın ak sütü gibi helal bir şekilde kazanılması zorunludur." diyecek kadar ilkelerine bağlı bir gazeteci. Onun mesleğine olan sevgi ve saygısı, mesleğini en iyi şekilde yapması, herkesin yıllardır onu büyük bir hayranlıkla izlemesini sağladı.
 |
"Gazetecilikte yıllar güvenilirliği arttırıyor"
|
 |
Dündar, meslek hayatında pek çok ilke imza attı. Türk televizyon tarihinde ilk kez Arena programında gizli kamera kullandı. Dündar'ın gizli kamerayla ortaya çıkarttığı pek çok haber hala hafızalarımızda canlılığını koruyor. Türk televizyonculuk tarihinin ilk uluslararası canlı yayınını gerçekleştirdi. Türkiye'de 112 Acil Servis uygulaması, onun yaptığı televizyon programları sayesinde başladı. Arena programıyla Türkiye'de pek çok gerçek su yüzüne çıktı. Dündar, çocukları dünyaya geldikten sonra mesleğe bakış açısının değiştiğini, rüşvet gibi büyük olayları ortaya çıkarırken, o kişinin çocuklarının da olabileceğini düşünerek hareket ettiğini dile getiriyor. "Son derece müşfik bir gazeteci haline geldim" diyor.
Dündar'la, Nedim Şener'in kaleme aldığı "İşte Hayatım" isimli biyografi kitabı, mesleğindeki başarıları ve ilkeleri üzerine samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
"İşte Hayatım" isimli biyografi kitabınız nasıl ortaya çıktı? Biyografinizi yazdırmaya nasıl karar verdiniz? Kitabın içeriği nasıl oluşturuldu?
Eskiden beri aklımda biyografimi yazdırmak vardı. Son dönemde maruz kaldığım saldırı ve iftiralara karşı toplu bir yanıt vermek, iftiraların doğrularla yer değiştirmesini sağlamak, internette doğum tarihim ve doğum yerimle ilgili yer alan yanlış bilgileri düzeltmek için biyografimin yazılmasını istedim. Aksi halde benimle ilgili pek çok bilgi, kamuoyu hafızasına yanlış yerleşecekti. Bir gün dostum Nedim Şener bana, "Neden hayatını yazmıyorsun?" diye sordu. Ben de "Ben yazarsam çok özel ve sübjektif olur. Birisinin bunu kaleme alması gerekir." dedim. "Ben bu işi seve seve yaparım" dedi. Bunun üzerine çalışmalara başladık. Ben hayatımın bir bölümünü Nedim Şener'e anlattım, bir bölümünü o araştırdı. Böylece "İşte Hayatım" kitabı ortaya çıktı.
Babanız polismiş ve size polis olmamanız için vasiyette bulunmuş. Meslek olarak gazeteciliği seçmenizin nedeni nedir?
Babam gerçekten okuyan, hukuk bilgisi çok güçlü ve kişilik haklarına çok saygılı bir emniyet mensubuydu. Yasaların ve halkın polisiydi. Ama iktidarlar, Emniyet Teşkilatı'nı sahiplenmeye çok hevesli oldukları için yasaların onaylamadığı durumlarda bile polise kendi istediklerini yaptırmak isterler. Babam, bu nedenle mücadelesi sırasında çok gergin dönemler yaşadı. Siyasetçilerin buyruklarını yerine getirmediği, yasaların ve halkın polisi olmakta ısrarcı davrandığı için, deyim yerindeyse, karakol karakol dolaştırıldı. Birkaç kez kalp krizi geçirdi ve erken yaşta hayata veda etti. Bana da, "Oğlum biliyorum sen beni çok seviyorsun, beni sevdigin için bu mesleği de seviyorsun. Ama ben Emniyet Teşkilatı'na girmeni istemiyorum" dedi. Ben de haksızlıklara karşı duran bir mizaca sahip olduğum için kendime en uygun mesleğin gazetecilik olabileceğini düşündüm. Gazetecilik Enstitüsü, şimdiki İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne, başka fakülteleri de kazanmama rağmen isteyerek girdim.
Peki çocuklarınızın gazeteci olmasını ister misiniz?
Ben çocuklarıma, "Gazeteci olmayın" demem, ama "Olun da" demem. Onları hiçbir zaman benimle yarışır hale getirebilecek bir psikolojinin içine sürüklemeyi doğru bulmuyorum. Çünkü benim bulunduğum yerde çıta çok yüksek. Belki çocuklarım o çıtayı aşamayabilir ve ondan sonra da travma yaşayabilirler. Onları özgür bırakıyorum. Nasılsa onlar, yeteneklerinin kendilerini çektiği istikamette, tıpkı bir akarsuyun yolunu bulması gibi, başarı yolunu bulacaklardır. Ben sadece onların dürüst, erdemli ve sağlıklı bireyler olmaları için gayret gösteriyorum.
 |
"Çocuklarım sayesinde müşfik bir gazeteci oldum"
|
 |
Müjdat Gezen, sizden etkilenerek yazdığı "İlke" isimli şiirinde, "İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar" diyor. Uğur Dündar'ı, Uğur Dündar yapan unsurlardan birisi de ilkeleri sanıyorum. Meslek hayatınızda hangi ilke ve prensipleri benimsediniz?
Bir tek güce hizmet ederim, o da halkın gerçekleri öğrenme hakkıdır. Bu, benim birinci ilkemdir. Bunun dışında önümde eğilebileceğim hiç bir güç yoktur. İkincisi, kendime yapılmasını istemediğim bir davranışı, başkasına hiçbir zaman reva görmem. Üçüncüsü, insanların özel hayatı konusunda çok hassasım. Başkasının özel hayatı bizi ilgilendirmez. Bunu kitapta da anlattım. Olaylara ve gelişmelere ideolojik bir gözlükle bakmam. Dürüst ve tarafsız duruşumu hep korurum.
Gazeteci aynı zamanda cesaretli olmalı, karşısına çıkarılan engeller ve güçlüklerden yılmamalıdır. Ülkemizde bilgiye ulaşmak, gelişmiş Batı ülkelerindeki meslektaşlarımız kadar kolay değil. Onlar, bir soruşturmacı gazeteci konusu üzerinde çalıştıklarında, o konuyla ilgili olarak resmi kurumlardaki bilgilere bilgisayardan rahatlıkla ulaşabilirler. Bizim böyle bir olanağımız yok. O kurumlara girmeye çalıştığınızda, yüzünüze kapılar kapanır ve hiçbir bilgiye ulaşamazsınız. Ne olursa olsun, bilgiye ulaşmadan, kanıtla ve tanıkla bilgiyi güçlendirmeden, soruşturmacı gazetecilik haberleri toplumla paylaşılmaz.
Bütün bu ilkelere özen gösteriyorum. Bu uğurda gerekirse, servet sayılabilecek parayı teperim. İlkelerim izin vermediği için bana teklif edilen paraları reddettim. Ama dimdik ayakta durdum. Benim için para, beni ve ailemi namerde muhtaç etmeyeceği kadarıyla önemlidir. Onun da anamızın ak sütü gibi helal bir şekilde kazanılması zorunludur.
Gazetecilikte çok önemli başarılara ve ilklere imza attınız. Bunlardan birisi Türkiye'de ilk kez gizli kamera çekimi yapmanız oldu. Hastanelerde yaptığınız çekimler sonunda ilk kez 112 Acil Servis uygulaması başlatıldı. Sizin sayenizde kırmızı-yeşil reçete uygulaması başlatıldı. Bu ve buna benzer pek çok trajik olayı bir gazeteci olarak ortaya çıkarırken neler hissettiniz? Duygularınızın, gazeteciliğinizin önüne geçtiği anlar oldu mu?
Geçtiğimiz günlerde, Kızılay Genel Başkanı, "Kızılay'ın tarihinde Uğur Dündar milattır. Kızılay tarihi, Uğur Dündar'dan önce ve Uğur Dündar'dan sonra olarak yazılmıştır" dedi. Doğrusu bu sözler çok hoşuma gitti. Duygularımızla, toplumun gerçekleri öğrenme hakkı arasında bir paralellik olduğu muhakkaktır. Zaman zaman bunlar kesişebilir. Rüşvet alan bir insanın görüntülenmesi sırasında, çocuklarının olabileceğini ve o haberin yayınlanması durumunda, çocuklarının okulda alay konusu olabileceğini, eşinin bundan zarar görecebileceğini, ailenin neredeyse sokağa çıkamaz hale geleceğini biliyorum ve hissediyorum.
Özellikle çocuklarım dünyaya geldikten sonra bu tür konuları çok fazla ele almamaya özen gösterdim. Çok büyük olaylarda da o kişilerin yüzlerini net göstermeden ya da isimlerini tam vermeden, yani tam bir kimlik teşhiri olmaksızın, o haberin toplumla paylaşılmasını sağlıyorum. Burada amaç, rüşvetin ne denli bir ahlaki sorun olduğunu vurgulamak ve rüşvet alanların eninde sonunda yargının pençesine düşeceğini anlatmaktı. Bu şekilde de anlatıyorsunuz.Çocuklarım, mesleğime bakış açımı, şefkat açısından çok değiştirdi. Son derece müşfik bir gazeteci haline geldim.

|